Din

Osmanlı’da Ramazan Sofraları

Osmanlı’da Ramazan ve Ramazan Sofraları
Editör by bilgisepeti

Bütün İslam ülkelerinde ve Osmanlı topraklarında, Ramazan ayına fazla derin saygı edilirdi. Ramazan’a bir kaç ay kala, evlerde arz işleri ve hazırlıklar başlar; ahali, erzak ve konut ihtiyaçlarına ilave olarak, imkan zarfında reçel, sucuk, pastırma, zeytin, peynir, şerbetlik şeker, şurup ve hoşaflıklar, güllaç ve çorbalıklar alır; tüm bu işlere ek olarak; evlerdeki sahan, tencere, sini gibi bakır kapların tümü kalaylanır, hallaçlar çağrılarak yatakların yün ve pamukları attırılırdı. Yeni kürkler, elbiseler ve seccadeler alınır, hanımlar kendilerine ve cariyelerine elbiseler yaptırırlar, hatta kibarların bazıları oda döşemelerini dahi yeniletirdi. Tekrar cümbür cemaat, kuvvetine tarafından Ramazan’da kullanmak üzere zarif kahve zarf ve fincanları, su bardakları, kıymetli kaşıklar alır, çocukların hoşlarına gitsin diye sapı düdüklü kaşıklar arz edilir, elbiseler diktirilirdi.

Osmanlı’da Ramazan ve Ramazan Sofraları

Osmanlı’da Ramazan ve Ramazan Sofraları

Osmanlı döneminde Ramazan’ın ne süre başlayıp biteceği şimdiki gibi önceden belli olmazdı. Gökbilim bugünkü değin gelişmediğinden Ramazan Ayının başlangıcını tespit etmek için halk tarafsızlık yerlerde gökyüzünü takip ederek yeni ayın doğuşunu beklerlerdi.

Çarşı-pazarlarda esnaflar; renkli bağlarla tutturulmuş demet demet Gülaçlar, sucuk ya da pastırmalar asar ve her türlü erzaklarını olabildiğince teşhir eder, şekerci dükkanlarında türlü numuneler minik tabaklar içine konur, dükkanlar envâi şerbetlik şekerler ve şerbetliklerle süslenirdi. Tütüncü dükkanları, Ramazan için âlâ boğça, Yenice ve Samsun tütünleri kıyar, süslü elvan kağıtlarda hazırlarlardı. Kahvehaneler silinir, camlar temizlenir ve hayalciler ve zuhûri kolları icrâ-yı sanat etmek için Dersaadet’in kalabalık alanlarındaki büyük kahveleri geçici olarak kiralardı. Dönemin kibarlarının çoğu, hoşa gidecek bir takım şeyler olmak yahut zaman geçirmek üzere Badastân denen yere gidecekleri için, oralarda da ne kadar leziz eşya varsa dükkanlarda teşhire konurdu. Dolap denen dükkanlarda, küberânın oturması için ufak minderler de bulunurdu.

Devlet görevlilerinin veya halktan insanların hilalin göründüğünü, yani yeni Ay’ın doğduğunu bildirmesiyle Ramazan ayı başlardı. Sadece Hilali görmek yetmez şahit de istenirdi. Hilali görenler şahitlerini de bularak mahkemeye gider durumu bildirirlerdi. Bu konuda iki kişinin şahitliği şarttı. Koşul araştırılır, denilen dürüst çıkar da Ramazan’ın başladığına ya da bitip de bayram olduğuna karar verilirse haberi getirenlerle birlikte şahitler yüklü ödüller alırlardı.

Ramazan’ın açılış ve bitişini, Kadir gecesinin zamanını saptamak İstanbul Kadısının göreviydi. Onun görevlendirdiği kişiler bilhassa minarelerden hilali gözlerdi. Hilali gördüklerinde şahitleriyle beraber kadının huzurunda duruşma kurulurdu. Hilali görenler ‘şu saatte gördüm. Bu gece Ramazan’ın başlangıcıdır. Şahadet ederim’ dedikten daha sonra şahitlerin de ifadeleri ile şart sabitlenince Ramazan başlamış olurdu. Tüm bu işler gizlilikle yapılır durumla ilgili bilgiler dışında sızdırılmazdı. Bu sırada Ramazan’ın başladığını halka duyuracak mahyacılar mahkemenin dışarıda beklerlerdi.

Ramazan’ın başlangıcı bu adımlarla tespit edildikten sonra şart Bâbıali’ye, oradan da padişaha aktarılırdı. Padişahın onayı ile beraber Ramazan’ın başladığı halka duyurulurdu. Cami minarelerinde kandillerin yakılması durumun halka ilanıydı.

Kaynak : www.bilgisepeti.org farkıyla sunulmuştur

Yorum Yap