Tarih

Şehzade Mustafa Nasıl Öldürüldü?

Şehzade Mustafa Nasıl Öldürüldü?
Editör by bilgisepeti

1515’te babası Sultan Süleyman demin Osmanlı’da şehzadeyken, Manisa’da doğan Şehzade Mustafa’nın annesi Türk asıllı Gülbahar Hatun’dur. Yavuz Sultan Selim’in vefatından sonradan, tek mirasçı olan Sultan Süleyman İstanbul’a gelerek Osmanlı tahtına oturur.

Şehzade Mustafa’nın eğitimi için dönemin meşhur alimlerine görevler veren Sultan Süleyman, Mustafa için o yıllarda her türlü şartı sağlar. Şehzade Mustafa’da bu ilgiye değer olduğunu kanıtlayarak kısa sürede; kişiliği, bilgisi, merhameti ve cesareti ile herkesin hayran olduğu kusursuz bir şehzade olmuştur.

Şehzade Mustafa’nın ve Osmanlı hanedanlığının kaderi, Hürrem Sultan’ın Hareme gelişi  ve ipleri ele geçirmesi ile değişmeye başlar. Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman’ın son aşkıdır. Kanuni’ye Mehmed, Selim, Bayezid ve Cihangir adında dört erkek ve Mührimah adında bir kız evladı verecektir. Oldukça doyumsuz Hürrem Sultan’ın bundan sonraki tek motivasyonu ise en büyük Şehzade Mustafa’nın önünü keserek, kendi evlatlarından birisinin tahta çıkmasını temin etmek olmuştur.

Hürrem Sultan, entrikaları ve Kanuni Sultan Süleyman’a telkinleriyle, Şehzade Mustafa’yı gözden düşürmeye çalışmıştır.

Hürrem Sultan’ın en büyük yardımcısı da kızı Mührimah Sultan ile evlendirdiği Rüstem Paşa olmuştur. Saraya güvey olan Rüstem Paşa Kanuni’nin yanında yerini sağlamlaştırmıştır. Şehzade Mustafa karşı sarayda çevrilen bütün entrikalarda Rüstem Paşa baş aktör konumundadır.

Şehzade Mustafa 1533–41 arasında İstanbul’a en yakın bayrak olan ve kritik önemdeki Saruhan Sancakbeyliği görevinde bulunur. Manisa’da bulunduğu dönem içerisinde halkın ve askerin büyük hürmet ve sevgisini kazanır. Padişah’ın başına herhangi bir şey gelmesi halinde, en yakın sancak olan Saruhan sancağı, başındaki şehzadenin çabucak İstanbul’a ulaşıp tahta geçmesini sağlayacak derecede kayda değer bir konumdadır. Bu sebeple de Osmanlı’da Padişahlığına emin gözle bakılan şehzadelerin görevlendirildiği yer olarak Saruhan Sancağı seçilmiştir. Şehzade Mustafa Saruhan Sancağında tahsis yaptığı için dönemin Veliaht şehzade sidir.

Tahta oğullarından birini çıkarmayı isteyen Hürrem’in gönlündeki ad ise Şehzade Mehmed’dir. Tarihçiler Kanuni’nin de eğiliminin bu şehzadeye olduğunu belirtmektedir.

Hürrem, oğlu ile taht arasında engel gördüğü Mustafayı yok etme planlarını evvelden yapar. Mustafa’nın en büyük destekçisi Pargalı İbrahim Paşa Hürrem Sultan’ın birincil hedefidir. Hürrem Sultan, İbrahim Paşa hakkında dedikodular çıkararak Kanuni Sultan Süleyman’ın gözünden çocukluk arkadaşını düşürmeyi başarır. Pargalı İbrahim, Paşa Şehzade Mustafa’yı sevip desteklemesinin bedelini 1536’da bir Ramazan gecesi boynuna geçirilen kement ile öldürülerek öder. Şehzade Mustafa böylece kuvvetli ve kudretli olan en büyük destekçisini kaybeder.

1541’a gelindiğinde Kanuni Sultan Süleyman, büyük oğlu Şehzade Mustafa’yı Saruhan Sancakbeyliği görevinden alarak, merkeze uzak olan Amasya Sancakbeyliği’ne göndermiş ve Saruhan Sancakbeyliği görevine de Şehzade Mehmed’i atamıştır. Değişikliklerin yapıldığı sırada Osmanlı sefer hazırlıklarını yapmaktadır. Hazırlıklar bitince de Kanuni’nin kanımca kumanda ettiği ordu yola çıkar. Yeni sadrazam Hadım Süleyman Paşa, muhtemel İran saldırısına karşısında Anadolu Muhafızı olarak bırakılır. Kanuni’nin bu görevlendirmedeki başlıca amacı Şehzade Mustafa’nın peşine düşüp takip edilmesidir. Kanuni’nin yaptığı bu hareket oğlu hakkında şüphelerinin bulunduğunun delili olarak ortaya çıkmıştır.

Saruhan Sancağına Şehzade Mehmed’in getirilişi yeni veliahdın ilanı anlamı taşır. Şehzade Selim ise Konya’ya Sancakbeyi olarak atanır.

Hürrem Sultan bütün istediğini aldığını düşünürken Şehzade Mehmed 22 yaşında Manisa’da ölüm eder. Sultan Süleyman büyük bir üzüntü yaşar ve “şehzadeler güzidesi Sultan Mehmed” namına Mimar Sinan’a İstanbul’da Şehzadebaşı Cami’sini yaptırır.

1544’te o döneme yön verecek bir gelişme yaşanır ve Kanuni Sultan Süleyman, Veziriazam Hadım Süleyman Paşayı azlederek yerine damadı Rüstem Paşayı getirir. Bu değişikliğe sebep olarak bir takım tarihçiler, Veziriazam Süleyman Paşa ile üçüncü vezir Hüsrev Paşa’nın divan toplantısı sırasında kavga etmelerini gösterir. Bu tartışma Kanuniyi fazla sinirlendirmiş ve iki devlet adamını da görevden almıştır. Hürrem Sultan’ın beklediği lahza gelmiş ve damadı, Padişahlıktan sonraki en yüksek makam olan Veziriazamlığa getirilmiştir. Bu Nedenle Şehzade Mustafa’ya aleyhinde büyük bir başarı kazanmıştır. Bundan sonradan Rüstem Paşa’nın hedefi Kayın validesi ile bir olup, karısının öz kardeşlerinden birini Veliaht Şehzade ilan ettirmek olmuştur. Amaca ulaşmak için de her türlü entrikalar çevirmiş ve sonunda da muvaffak olmuştur.

Halk Müziği ve asker, Manisa’ya baştan Şehzade Mustafa’nın gitmesini beklerken Kanuni bu kez 20 yaşındaki Şehzade Selim’i Saruhan’a Sancakbeyi olarak atar. Bu devir bile; insanlar-ulema ve askerin gözünde Şehzade Mustafa’nın tahtın en büyük varisi olduğu gerçeğini değiştirmez. Irk arasında bir takım söylentiler de yayılmaya başlar. Söylentiler Rüstem Paşa göre padişaha aktarılır ve Kanuni’nin canı oldukça sıkılır. Söylentilere göre; 33 yıldır tahta olan Kanuni artık yaşlanmıştır ve devlete taze kan gerekmektedir. Dedesi Yavuz Sultan Selim gibi gözü kara ve başarılı bir asker, bununla beraber da halkına karşısında ve yufka yürekli olan Şehzade Mustafa bundan böyle tahta çıkmalıdır. 38 yaşındaki Şehzade Mustafa’nın dedesi Yavuz gibi 40 yaşına geldiğinde tahta çıkacağı ve Osmanlı Devletinin Bütün dünyaya fethedeceği söylentileri şipşak yayılmaya başlar.

Kanuni Sultan Süleyman giderek sinirli biri olmaya başlamıştır. Bunu fırsat bilen Sadrazam Rüstem Paşa ve Hürrem Sultan planlarını bir adım daha ileri taşırlar. Rüstem Paşa Şehzade Mustafa’nın vatanına ihanet edip, İran Şahı ile gizlice ittifak kurduğu yönünde bir takım sahte mektuplar yazdırarak Kanuni’ye sunar. Ilk başlarda bu iddialara inanmayan Kanuni, Rüstem Paşa delilleri çoğalttıkça ağır ağır oğlunun bir hain olduğuna inanmaya başlayacaktır.

Şehzade Mustafa’nın kullandığı yazışma mührünü bir şekilde ele geçiren Sadrazam Rüstem Paşa, onun ağzından İran Şahı Tahmasb’a mektuplar yazmış ve Şehzadenin mührünü basmıştır. Mektuplara tarafından Şehzade Mustafa İran Şahı’na güvey olup işbirliği yaparak babası Kanuniyi devirmek için yardım istemektedir. İran Şahı da kendisine gelen mektubu reel sanıp cevap yazınca ve yazılan bu yanıt Kanuni’nin önüne sunulunca, Padişah’ın artık oğluna inancı kalmamıştır.

Huzuru en ince ayrıntısına kadar kaçan Sultan Süleyman, din adamlarından nasihat ister. Güvenilir bir kölenin efendisinin parasını çaldığı ve ona karşı tuzak kurduğuna ilişkin gerçek dışı bir olay uydurup din adamlarından us alır. Şeyhülislam Ebussuud Efendi de “Böyle bir durumda köleye ölene değin gaddarlık yapılması uygundur.” ifadesini kullanarak Kanuni’ye cevabını verir. Bu açıklama dinen kendisine bu kişiyi öldürmesine müsade verilmesi anlamına gelmektedir oysa bir fetva niteliği taşımamıştır; çünkü Şehzadenin yaşadıkları danışılan öykü ile fazla farklıdır.

1553’te Kanuni, İran seferine çıkılması için Sadrazam Rüstem Paşa’ya dikte verir. Padişah ise İstanbul’da kalmıştır. Rüstem Paşa hareketinden kısa bir vakit daha sonra Aksaray civarında orduyu durdurmuş ve Kanuni’ye bir ulak göndermiştir. Habere tarafından asker içinde söylentiler çabuk yayılmıştır. Söylentilere göre Padişah iyice yaşlanmış ve sefere çıkamamıştır. Bu sebeple Rüstem Paşa’yı görevlendirmiştir. Padişah artık Dimetoka Sarayında dinlenmeli ve tahtına da gönülden emrindeki oldukları Şehzade Mustafa geçmelidir. Rüstem Paşa’nın habercisi bu söylentilere inanan Şehzade Mustafa’nın isyan için harekete geçtiğini iletmiştir. Sadrazam Rüstem Paşa’nın tehlikeli oyunu istenen amca ulaşmıştır.

Kanuni, Sadrazam Rüstem Paşa’yı geri çağırmış ve sefere kişisel olarak kendisinin çıkacağını söylemiştir. Kanuni yanında Şehzade Cihangir’i de alarak 28 Ağustos 1553’te İstanbul’dan ayrılmıştır. Sefer yolunda yanlarına Saruhan Sancakbeyi Şehzade Selim’de katılmıştır. Sefere gelmesi için çağrılan Şehzade Mustafa büyük bir ordu ile babasıyla buluşmak için yola çıkmıştır. Osmanlı Ordusu Aktepe’ye gelip konakladığı vakit Şehzade Mustafa’da askerleriyle beraber Orduya yetişmiştir. Kendini bekleyen acı sondan habersiz babasının Otağının yakınına kendi otağını kurdurmuştur. Şehzade Mustafa’nın askerleri ile birlikte Osmanlı Ordusuna katıldığını duyan tüm askerler arasında heyecan başlamıştır. Gelecekte padişah olacağına inandıkları Şehzade Mustafa için tezahürat yapmaya başlamış ve sesler Kanuni’nin çadırına kadar ulaşmıştır. Kanuni, durum üzerine Şehzadenin asker ile bir olup ayaklanma edeceği konusunda kesin olmuştur.

Devlet erkanı, adet üzerine Şehzade Mustafa’nın çadırına gelip el öpüp hil’at almıştır. Kanuni ise Şehzade Mustafa’ya haber yollayarak elini öpmesi için kendini kabul edeceğini bildirmiştir.

Ertesi gün Şehzade, atına biner ve babasının otağına içten yola çıkar. Etrafındaki askerlerin büyük sevgi gösterileri arasından geçerek babasının bulunduğu çadıra gelen Şehzade Mustafa, daha önce eşine eksik rastlanan bir uygulamayla karşılanır. Osmanlı kaidelerine kadar padişahın huzuruna sadece şehzadelerin silahlarıyla çıkabilme hakları vardır. Ama otağın önündeki askerler Şehzade Mustafa’nın silahlarını bırakmasını ister. Genç Şehzade bir anlık tereddüde düşmüş ve aklına daha önce kendisine yapılan ikazlar gelmiştir.

Şehzade Mustafa, sefer katılma emrini aldıktan sonra eniştesi ikinci vezir Damat Kara Ahmet Paşa’nın ve üçüncü vezir Haydar Paşa’nın Şehzade Mustafa’yı bu sefere bir bulup gelmemesi yönünde uyarı ettikleri söylenti edilmiştir. Lakin Şehzade, babasının kendini anlayıp dinlemeden bir hüküm vereceğine inanmadığından bu ikazları dinlemez. Şehzade Mustafa babasının kendini fazla sevdiğini, Hürrem ve Rüstem Paşa’nın oyunlarına inanarak kendine zarar vermeyeceğine gönülden inanır. İşte babasına duyduğu bu güven duygusu Şehzade Mustafa’nın sonunu hazırlar.

Otağa adım attığında babasını görmeyi ve durumunu izah etmeyi düşünen Şehzade Mustafa, karşı yedi dilsiz celladı bulmuştur. Cellatların boynuna geçirdiği yay kirişinden gençliğinin kuvvetiyle aniden kurtulan Şehzade Mustafa, perde gerisinde babasının kendisini izlediğini fark etmiş ve ona suçsuzluğunu haykırırken bir yandan da mücadelesine devam etmiştir. Son bir hücum ile kendisini çadırın dışına atmaya çalıştığı anda ayağı takılarak yere düşmüştür. İşte o an Cellatlar saray ağası Mahmud Ağa’nın (Zal Mahmud Paşa) destek etmesi ile kirişi bir kez daha Şehzade Mustafa’nın boynuna geçirmişler ve bu sefer emellerine ulaşmışlardır. 38 yaşındaki Şehzade Mustafa bundan böyle hakka yürümüştür.

Bu anlarda çadırın önünde bekleyen emirahuru ve bir ağasının da başı kesilir. Şehzadenin cansız bedeni çadırın önüne bir İran halısı üzerine bırakılır. Askere ve halka verilmek istenen mesaj; Şehzadenin İran ile işbirliği yaptığı yönündedir. Şahzade’nin naaşı cenaze namazından sonradan Bursa’ya gönderilerek burada defnedilir. bununla beraber da Şehzade Mustafa’nın 7 yaşındaki oğlu da ileride intikam elde etmek isteyebilir düşüncesiyle Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile öldürülecektir.

Şehzade Mustafa’nın boğdurulmasını halk müziği ve ordu büyük bir tepkiyle karşılar. Şehzade Mustafa’nın hileli öldürüldüğüne inanan ırk büyük bir mateme bürünür. Yeniçeriler, aynı gün bu acı sondan sorumluluk sahibi tuttukları Rüstem Paşa’nın çadırına saldırır fakat onu içeride bulamazlar. Rüstem Paşa’nın çadırı yerle bir edilmiş ve asker ağıt göstergesi olarak da öğlen yemeğini yememiştir. Yeniçeriler Rüstem Paşa’nın azledilmesini istemiş ve Kanuni’de ayaklanma çıkmasını istemediği için mecburen bu ricası kabul etmiştir. Divan toplandığı sırada Rüstem Paşa’dan sadaret mührü alınmış asker tarafından sevilen ikinci vezir Ahmet Paşa’ya verilmiştir. Kanuni bu nedenle huzursuzluğun önüne geçmeyi planlamıştır.

Şehzade Mustafa, ilim meclislerine oldukça çok katılmış ve devrin önemli Müderrislerinden dersler almıştır. Şehzadenin hocalarından Mustafa Sururi Efendi Şahzade’nin katli üstüne Kanuni ile bütün alakasını kesmiş ölene kadar de bir daha görüşmemiştir.

Kaynak : www.bilgisepeti.org farkıyla sunulmuştur

Yorum Yap